BASIN AÇIKLAMALARI

h05
  • TÜRÇEP Yunanistan Yangını Basın Açıklaması 2018
  • TÜRÇEP Doğal Olmayan Sel Felaketi Basın Açıklaması 2009
  • TÜRÇEP Dünya Barış Günü Basın Açıklaması 2009
  • TÜRÇEP Depremin Onuncu Yılı Basın Açıklaması 2009
  • TÜRÇEP Su Deklarasyonu 2009
  • TÜRÇEP Tarsus Toplantısı Basın Açıklaması 2008
  • TÜRÇEP Karadeniz Yaşam Demektir
  • TÜRÇEP Küresel Eylem Günü Basın Açıklaması 2007
  • TÜRÇEP Nükleer Santral Basın Açıklaması
  • TÜRÇEP Nükleer Yasa Tasarısı Basın Açıklaması 2007
  • TÜRÇEP Yeni Çevre Yasasının İptali Basın Açıklaması 2006
  • TÜRÇEP Dünya Çevre Günü Basın Açıklaması 2006
  • TÜRÇEP Kuruluş Basın Açıklaması 2005
  • Temiz Enerji Platformu Basın Açıklaması

TÜRÇEP Yunanistan Yangını Basın Açıklaması 2018

TÜRÇEP – TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU’NUN

KOMŞUMUZ YUNANİSTAN’DAKİ YANGIN FELAKETİ KONUSUNDA

BASIN AÇIKLAMASI


Tarihinin en büyük felaketlerinden birini yaşayan komşumuz Yunanistan’daki büyük yangını ve yangında yaşananları üzüntü ile izliyoruz.

 

Ateş elbette düştüğü yeri yaktı. Ancak tarihi ve kültürel bağlarımızın olduğu, Yunanistan halkının acısını paylaşıyor yakınlarını kaybedenlere sabırlar diliyoruz.

 

Küresel ısınma sonucu yaşanmakta olan iklim değişikliği ile beraber yüksek sıcaklıklar ve kuraklık pek çok yörede yangın tehlikesini artırmakta ve büyük çaplı orman yangınlarına neden olmaktadır.

 

Bilindiği gibi küresel ısınma ve buna bağlı iklim değişikliğinin başlıca nedeni fosil yakıt kullanımıdır.

 

Yatırımcıları, karar vericileri ve siyasetçileri bir kez daha uyarıyor ve bu konuda duyarlı davranmaya iklim değişikliğini tetikleyen, atmosfere zarar veren girişimleri engellemek için somut adımlar atmaya davet ediyoruz.

 

Doğa ile barışık, komşuluk, dostluk ve dayanışma temelinde bir yaşamı ilke edinmiş biz Anadolu’nun dört bir yanında yaşam sürdüren dostları olarak Yunanistan’da yaşanan bu felaketi ve acıları felaketimiz ve acılarımız olarak belledik.

 

Türkiye Çevre Platformu olarak,

Aramızdaki sınırları, ayırımları yok sayarak yaralarımızı sarmak, yok olan yaşam alanlarını yeniden inşa ederek yaşamı sürdürülebilir kılmak ve yaşadığımız coğrafyayı gelecek kuşaklara yaşanabilir değerlerle taşıyabilmek için komşuluk, dostluk ve her türlü insani dayanışma duygularımızla yanınızda olduğumuzu belirtiyor, böylesi büyük bir felakette hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı yaralılara ise acil şifalar diliyoruz. 29.07.2018

 

TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP) TEMSİLCİLER MECLİSİ Adına

 

Tanay Sıdkı Uyar- Koordinatör

A.Oktay Demirkan- Genel Sekreter

TÜRÇEP Doğal Olmayan Sel Felaketi Basın Açıklaması 2009

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Basın Açıklaması – 11 Eylül 2009

 

YAŞANAN SEL FELAKETLERİ DOĞAL AFET OLARAK TANIMLANAMAZ.

 

Günlerdir, aylardır, yıllardır aynı sahneyi yaşıyoruz. Ödediğimiz faturalar da giderek büyüyor.

 

Yağmurun yağması, bir doğa etkinliğidir. Ancak halkımızın “Kırk İkindi Yağmurları” olarak adlandırdığı yağmurlar yağmıyor artık. Uzun süre yağmayıp, bir anda çok miktarda yağması, sel olup akması da doğal bir afet olarak tanımlanamaz.

 

Yaşananlar; Ormanları tahrip etmenin ve yağmalamanın, altın çıkarma adına, maden çıkarma adına, doğayı katletmenin, her gün bir yenisi planlanan fosil yakıtlara dayalı termik santrallerin, sürekli olarak ülkemize transferi yapılan kirli teknolojilerin yarattığı küresel ısınmanın sonucudur.

 

  • Tarım alanlarını, özelleştirme, aşırı kâr hırsı ve rant beklentisi ile, sözüm ona planlı (!) ya da plansız, ama yok edercesine imara ya da sanayiye açarsanız ve hızla betonlaştırırsanız,
  • Derelerin üstüne beton dökerek, dere yataklarını sanayi ya da yerleşim alanı olarak planlayarak yağmanın önünü açarsanız,
  • Yağan yağmurun doğal akış yollarını yapay müdahalelerle keser, suyun akışını engellerseniz,
  • Ve elbette daha büyük ölçekte çevreyi hunharca kirletir doğayı hızla yok ederseniz,
  • Kıyılarda, denizleri doldurarak, doğaya müdahale eder ve doğal yaşamı yok ederseniz,

 

Karşılaşacağınız sonuç çok açık ve bellidir. İklimler değişecektir.

 

Doğa kendisine yönelen talan ve yağma boyutlu müdahaleye karşı şiddetle, olağandışı düzeyde yanıt verecektir.

Yağmurların yağış yoğunlukları değişecektir.

Depremlerin şiddeti artacaktır.

Topraklar çölleşecektir.

Denizler tsunami ile adeta kükreyecektir.

Elbette sonuç, faturalar, onlarca, yüzlerce binlerce, on binlerce can kaybı, yaralı ve hesap edilemez değer kaybı olarak önümüze çıkacaktır.

 

Hiç kimse birkaç gündür Marmara Bölgemizde, hemen her yıl Karadeniz Bölgemizde yaşanan sel felaketlerine, can ve mal kayıplarına “doğal afet” diyerek sorumluluklarının üstünü örtmesin. Suçu doğaya yüklemesin.

 

Ülkemizde çevre dostları, yıllardır doğa ile barışık yaşamanın öneminin altını çiziyor.

TÜRÇEP, bünyesinde örgütlenmiş yüzlerce çevre örgütü, bölge çevre platformları ile yıllardır ülkedeki tüm doğa ve çevre dostlarının sesini, taleplerini, yetkililere, sorumlulara ulaştırmaya çalışıyor.

 

Çözümler üretiyor. Uygulamaya çağırıyor.

Bunun için eylemler yapıyor, hukuk mücadelesi veriyor, sesinin çıktığınca, gücünün yettiğince haykırıyor, gözaltına alınıyor.

Ormanlarımızı talan etmeyin, Tarım alanlarımızı yok etmeyin, Kıyılar yağmalanmasın,

Denizler doldurulmasın, Karadeniz otoyol projesi örneği doğa katili projelerden artık vazgeçilsin. Kıyı boyunca uzanan yeşil alanlar, ormanlar, dereler yok edilmesin,

 

 

Su ve su kaynakları özelleştirilmesin,

Altın aramalarına son verilsin,

İmar planlarını değiştirmek yoluyla yapılan talanlara son verilsin,

İmar planlarının yapımına kent halkı ve uzman bilim kuruluşları katılsın,

 

Bakın afet alanlarına;

 

Selimpaşa, birinci sınıf tarım alanları imara açılmış, yazlık konut alanlarında neredeyse toprakla buluşmak olanaksızlaşmış.

Trakya’nın tahıl ambarı, birinci sınıf tarım alanları hızla betonlaştırılarak sanayiye ve konut alanlarına terk edilmiş.

İstanbul çevresi yeşil alanlar, ormanlar hızla imara açılmış, talan edilmiş ve ediliyor.

Köprü yapacağız, otoyol yapacağız diyerek ormanlar yok edilmiş, topraklar betonlaştırılmış.

 

Bütün bu yapılanların sonucu elbette yaşadıklarımız olacaktır.

Yaşanan sadece sel felaketi değildir.

Dere yatağına yapılmış Tır Parkı’nda ve Ayamama Deresinde ortaya çıkan kimyasal madde dolu bidonların çevreye vereceği zararların ne kadar farkındayız.

Bunlar kimin umurunda?

İnsan yaşamı, doğal çevre, kimyasal maddelerle, atıklarla doğrudan tehdit altında.

Yetkili ve sorumlular ne yapıyor?

İstanbul’un merkezinde dere boyunu imara açanlar, sanayi yatırımlarına izin verenler bu sorumsuzlukları ile yetkilerini kullanmaya daha ne kadar devam edecekler?

Sorumsuz Sorumlulardan hiç mi hesap sorulmayacak!

 

Yaşadıklarımız DOĞAL AFET değildir.

Bu, açıkça toplu bir CİNAYETTİR, DOĞA ve İNSAN KATLİAMI’dır..

Bu; talan ve yağmanın açık bedelidir.

Bu; rant ve kâra dayalı yönetim anlayışının iflasıdır.

Bu; var olan yönetim anlayışının mutlak değişmesi gerektiğinin açık göstergesidir.

 

TÜRÇEP, tüm sorumsuz sorumluları, yetkilileri bu talan ve yağma anlayışına son vermeye, bir kez daha DOĞA ile barışık yaşamın gereklerini yapmaya, bu doğrultuda somut adımlar atmaya çağırmaktadır.

 

TÜRÇEP, herkesi doğal ve çevresel değerleri korumak, yapılan yanlışlara yüksek sesle karşı çıkmak için, daha duyarlı olmaya, yaşam haklarını savunmaya, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak için sorumlu davranmaya davet etmektedir.

 

TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP)

 

 

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar

Koordinatör

 

A.Oktay Demirkan

Dönem Sekreteri

TÜRÇEP Dünya Barış Günü Basın Açıklaması 2009

YAŞANASI BİR DÜNYA İÇİN, YAŞAMIN HER ALANINDA

KALICI BİR BARIŞ ORTAK ÖZLEMİMİZDİR.

Bugün Dünya Barış Günü.
TÜRÇEP Dünya Barış Gününü umutla, özlemle kutluyor.

Bireyler arasındaki, toplumlar arasındaki ilişkilerin Barış odaklı sürdürülmesi tüm insanlığın çıkarınadır.

Barış, Yaşamın sürdürülebilirliği için elzemdir, yaşamsal bir gereksinimdir.

Bu yıl 1 Eylül, dünden farklı koşullarda yaşanıyor ülkemizde.

Yıllardır konuşulması bile yasaklı olan kavramlar, toplumun tüm kesimlerini saracak biçimde konuşuluyor, çözüm üzerinde tartışılıyor.

TÜRÇEP, bu sorunların çözümü temelinde tüm yaklaşımların yüksek sesle konuşulabilir olmasını son derece önemli bir olumluluk olarak değerlendirmektedir.
Ve bu tartışmaların hem sorun hem de çözüm temelinde ülke dinamiklerince “iş” olarak benimsenerek sürdürülmesini ve Anadolu topraklarında sürmekte olan acının ve yoksulluğun sona erdirilmesini umut etmektedir.

Adına ne derseniz deyin, nasıl tanımlarsanız tanımlayın, Ülkemiz topraklarında yıllardır akmakta olan kanın durdurulmasının, toplum olarak ürettiğimiz değerlerin böylesine heba edilmesinin önüne geçilmesinin, yaşadığımız topraklardaki her bireyin çıkarına olduğunu tespit eder.

Bu topraklarda yaşamını sürdüren, etnik kimliği, dili, dini, cinsi ne olursa olsun her bireyin özgürleşmesi, bireyler, kurumlar arasındaki ilişkilerin demokratikleşmesi ve barışçıl bir nitelik alması, yaşam standartlarımızın iyileştirilmesi, Anadolu topraklarının güler yüzlü mutlu insanlar ülkesi olması umudumuzdur, özlemimizdir

.
TÜRÇEP, doğa-insan ilişkisinin barışçıl nitelikte olması gerektiğini savunan bir kuruluş olarak, toplumların yaşamında Barıştan yana egemen bir duruşa sahiptir.

TÜRÇEP, Anadolu topraklarında, bölgemizde ve tüm evrende Barışın egemen olmasını; Doğa’nın, doğal değerlerimizin korunması ve bu toprakların sürdürülebilir yaşamsal değerlerle gelecek kuşaklara taşınabilirliği açısından son derece önemsemektedir.

Çünkü biliyoruz ki, savaş sadece can almıyor bina yıkmıyor, doğayı çevreyi de yakıyor, yıkıyor, yok ediyor.

Bu anlayış temelinde TÜRÇEP;
1 Eylül Dünya Barış gününde DOĞA İLE BARIŞ’ın kalıcı bir barış ve sürdürülebilir bir yaşam için gerekliliğinin altını bir kez daha çizer.

Yaşamın her alanında Barış’ın egemen olduğu bir Dünya özlemini paylaşır.

Ülkemiz ormanlarının, tarım alanlarının yok edilmesini, madenlerin kâr hırsı ve çıkar amaçlı olarak talan edilerek topraklarımızdaki yaşamsal değerlerin yok edilmesini,

 

Suyun, su kaynaklarının ticarileştirilerek bir meta haline dönüştürülmesini, kıyıların yağmalanmasını, denizlerin doldurulmasını, yenilenebilir temiz enerji kaynaklarının kullanılmamasını, nükleer santralleri, termik santralleri barışçıl olmayan eylemler olarak değerlendirir,

Ve bu eylemlere karşı durmayı örgütsel var oluş nedeni olarak öngörerek, Tüm çevre duyarlılarını, tüm barış yanlılarını bu temelde tavır almaya seslerini yükseltmeye, etkinliklerini arttırmaya,

 

Ülkeyi yönetmeye talip olanları buna uygun davranmaya, sorumluluk üstlenmeye,

Yönetme sorumluluğunu üstlenenleri de bu temelde somut adımlar atmaya çağırır.

 

 

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar

Koordinatör

 

A.Oktay Demirkan

Dönem Sekreteri

TÜRÇEP Depremin Onuncu Yılı Basın Açıklaması 2009

Türkiye Çevre Platformu Basın Açıklaması

 

BÜYÜK FELAKETİN ONUNCU YILINDA

DEPREMLERLE YAŞAMAYA NE KADAR HAZIRIZ?

 

Yüzyılın afeti olarak tanımlanan 17 Ağustos 1999 depreminden bugüne tam 10 yılı geride bıraktık. Büyük felaketin onuncu yılında, yüreğimize gömdüğümüz binlerce kaybımızı acı ile anıyor, yaşamını sürdürenlerin üzerindeki derin, sosyal ve ekonomik yaralarımızı sarmaya çalışıyor, bir diğer boyutu ile de olası yeni afetlere karşı hazırlıklı olmayı tartışıyoruz.

 

Çevre ve doğa dostu, kişi, kurum ve kuruluşların oluşturduğu bir platform olarak TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU(TÜRÇEP), Depremi, doğanın doğal bir hareketliliği olarak görür. Binlerce yıldır olmakta olan yerküredeki bu hareketliliğin bundan sonra da devam edeceğini bilimsel bir gerçek olarak kabul eder.

 

Bilindiği gibi ülkemiz topraklarının hemen her yanı fay hatları ve deprem bölgeleri olarak bilinmektedir. Diğer bir deyişle, yer sarsıntıları ile, depremlerle birlikte yaşamak zorundayız.

 

Bu nedenle ve öncelikli olarak bu gerçekle birlikte yaşamımızı sürdürmek için gerekli önlemleri almak, diğer yandan da doğayla barışık bir yaşamı koordine etmek görev ve sorumluluğu önümüzde duruyor.

 

Deprem’in bir afete dönüşmesinin nedeni bizzat insandır.

On yıl önceki depremde yirmi bin civarında insanımızı kaybetmiş, onlarca yılda üretilen değerlerimizi tüketmişsek bunun nedeni sorumsuz insanların kâr hırsı, sorumsuz bir hırsla ve bilim dışı yatırımlarla doğanın adeta katledilmesidir.

 

Büyük afetin hemen ardından ve bugüne dek çok şey konuşuldu, yazıldı ve tartışıldı.

Ancak kim ne derse desin, ne tartışılırsa tartışılsın, ülkeyi, kentleri yönetenlerin görev ve sorumluluklarının gereğini yapmadıklarının da açıkça gözlemliyoruz.

 

Depremi afete dönüştüren yanlışlar ne yazık ki yapılmaya devam ediyor.

O büyük afetin yaşandığı Kocaeli’ de, bir büyük afetle yüzleşileceği on yıldır hemen herkes tarafından dile getirilen İstanbul’da da ve ülkemizin hemen her yanında, kıyılar talan ediliyor, denizler dolduruluyor, kıyı kenar çizgileri dolgularla değiştirilmeye çalışılıyor.

 

Ne yazık ki kaçak inşaatlar hızla devam ediyor. Tarım alanları, orman alanları, su kaynakları, sulak alanlar yok edilerek konut ve sanayi alanına dönüştürülüyor.

İzmit körfezi yeni devasa limanlar ve kıyıya yapılan yeni sanayi alanları için dolduruluyor.

 

İnşaatların teknik denetimi adeta kağıt üstü bürokratik ve kimi çevrelere rant sağlama operasyonu niteliğinde sürüyor. Bakım onarım ve güçlendirme çalışmaları neredeyse her türlü bilimsellikten uzak siyasal bir malzeme haline dönüştürülmüş durumda.

 

İstanbul’da Okullar ve Hastanelerin güçlendirilmesine ilişkin yetkili sorumlular her gün farklı farklı açıklamalar ile kamuoyunda yeni endişe kaynağı olmayı sürdürüyorlar.

 

Oysa on yıl önceki afetten çıkartılması gereken dersler çok açıktır.

 

  • Kıyıların doldurulmasından, yeşil alanların ve tarım alanlarının talan edilmesinden vazgeçilmelidir.
  • Planlı kentleşme gecikmeksizin kentsel yönetiminin temel ilkesi olmalıdır.
  • Sanayi yapıları kentsel yaşam alanlarından uzaklaştırılmalıdır.
  • Hasarlı yapılar yıkılmalıdır.
  • Depreme karşı dayanıklı olmayan tüm yapılar hızla güçlendirilmelidir.
  • Doğayla savaşarak bu savaşı kazanmak olası değildir. Bu konuda ki anlamsız inattan vazgeçilerek, doğa ile barışık bir yaşam organize edilmelidir.

 

TÜRÇEP, Büyük afetin onuncu yılında toplumca mutabık olduğumuz bu derslerin gereğinin yapılmasını bir kez daha hatırlatmayı görev bilir.

 

Unutmamalıyız ki, afetler kişi, kurum ve kuruluş ayırımı yapmazlar.

Zengin-yoksul, sağcı-solcu, siyah-beyaz, inançlı-inançsız, kadın-erkek-çocuk ayırımı yapmaksızın can alır, sakat bırakır, yakar, yıkar, yok eder.

 

TÜRÇEP, Büyük afetin onuncu yılında doğanın doğal aktivitelerinin, depremlerin felakete, afete dönüşmemesi için, yarınlara ertelemeden hemen bugün somut adımların atılması, bu temelde gelecek on yılların eylem planlarının yapılması çağrısını yineler. Doğanın, doğal değerlerin, insan yaşamının sürdürülebilirliği için, depremlerin afetlere dönüşmemesi için, zorunluluklarımızı bir kez daha anımsatmayı görev bilir.

 

Ülkemizi, kentlerimizi yönetenleri bu duygularla göreve çağırır.

 

 

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar

Koordinatör

 

Mehmet Toker

Yönetim Grubu Üyesi

TÜRÇEP Su Deklarasyonu 2009

TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP) SU DEKLARASYONU

12 Ocak 2009

 

Suyun sosyal, ekonomik ve ekolojik yaşam için önemi tartışılmazdır. Su; yaşamın temelini oluşturan, vazgeçilmez bir değerdir.

 

Dünya su kaynaklarının kısıtlı oluşuna karşın, dünyadaki su tüketimi son 50 yılda çarpıcı bir şekilde artmıştır. 1940 yılında toplam su tüketimi yılda yaklaşık 1000 km3 iken, bu miktar 1960 yılında ikiye, 1990 yılında ise dörde katlanmıştır. Artan bu oranlar nüfus artışıyla paralel değildir.

 

  •  Dünya’da 1,2 milyar insan güvenilir içme suyundan yoksun yaşamaktadır.
    •    2.4 milyar insan da sağlık koşullarına uygun suya erişememektedir.
    •    Dünyada kullanılan suyun %85’ini nüfusun %12’si tüketmektedir.

 

Su tüketiminin %70’i tarımda, %22’si sanayide, %8’i içme ve kullanma suyu olarak kullanılmaktadır.

Uluslararası bir kuruluş olan Dünya Su Konseyi, her üç yılda bir düzenlediği ve en son 2006 yılında Meksika’da topladığı “Dünya Su Forumu”nda suyun ticari bir meta olduğunu yineleyerek, temiz kullanılabilir suya ulaşım sorununun özelleştirmeler yoluyla çözüleceğini vurgulamıştır.

 

Yapılmak istenen çok net görülmektedir ki, parası olmayanın suya erişiminin kısıtlanacağı, neredeyse doğada yaşayan tüm canlıların da suyu pet şişeden içmelerinin isteneceğini düşünmekteyiz. Hedeflenen suyun ticari bir meta haline getirilmek istenmesidir. Gerçekte bu politikaları geliştirenleri, suyun ‘kâr’ haneleri için yeni bir girdi olmasının dışında hiçbir şey ilgilendirmemektedir.

Diğer bir deyişle; tüm canlıların en temel gereksinimi olan su, piyasalaştırmanın tehdidi altındadır. Temiz ve içilebilir suya erişim tüm dünya halklarının hakkıdır. Bu haktan kesinlikle vazgeçilemez. Su; kaynaklarında ve kullanımında kamuya ait olmalı, insanca yaşam için gerekli ve yeterli temiz su tüketiciye ücretsiz olarak ulaştırılmalıdır.

 

Tüm su havzalarımız koruma altına alınıp çevresindeki işgallere son verilmelidir.

Bu yıl ülkemizde yapılmakta olan Dünya Su Formu toplantısı, suyun özelleştirilmesi, alınıp satılacak mal haline getirilmesinin ilk adımı olacaktır. Durum böyle iken, var olan su kaynaklarımız uluslararası su tekellerine ve onların yerli işbirlikçilerine peşkeş çekilmeye çalışılırken, suya sahip çıkmak yaşamsal bir görevdir.

 

Bizler, Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformunun bileşenleri olarak bugün başlayıp 22 Mart’ta sona erecek olan 5. Dünya Su Forumu’nu ve reddettiğimiz bu forumun Türkiye’de ve dünyadaki bütün destekçilerini protesto ettiğimizi kamuoyuna duyurmayı bir görev biliyoruz.

 

Aralarında Türkiyeli şirketlerin de bulunduğu uluslar arası sermayenin sponsorluğu altındaki forumun “medeniyetleri buluşturacağını” ileri süren ve forum toplantılarına çağrı yapan pankartlar kentimizin bütün ana arterlerinde boy göstermektedir. Toplumu süslü sözlerle yanıltan bu çağrıların gerisinde ise, halkların ve canlı yaşamın olmazsa olmazının, yani suyun, bir piyasa malı haline getirilmesi hedeflenmektedir.

 

Bugün, İstanbul’un dış çeperlerinden başlanarak evlerimize takılmakta olan kontörlü su sayaçları, Dünya Su Forumu ve destekçilerinin bu gizli hedefini ele veren önemli işaretlerden yalnızca bir tanesidir.

 

Bu çılgınlığı durdurabilecek yegane güç ise, suyu satmaya çalışan Hükümetlere ve şirketlere halkların vereceği yanıttır.

 

Bu yanıt, insanlığın ve tüm canlı yaşamın ortak sesi gibi gür olmalı, su gibi çağlamalıdır.

 

Bu yanıt, suyun piyasa malı olmasının ardından ücretlerinin yarısı ile su faturalarını ödemek zorunda bırakılan Gana’lı kardeşlerimizin seslerine kavuşmalıdır.

 

Bu yanıt, Hindistan’da, kıyısında yaşadıkları nehrin başına silahlı askerlerin dikildiği tarım emekçilerinin çığlığı ile birleşmelidir.

 

Bu yanıt, İngiltere’de su özelleştirmelerinin ardından haftalar boyunca suyu kesilen işçi dostlarımızın da sesi olmalıdır.

 

Bu yanıt, Ekvador’daki su özelleştirmelerinin ardından işsizleştirilen binlerce belediye işçisinin cevabıdır.

 

Bu yanıt, Munzur’da, Karadeniz’de, Hasankeyf’te, Antalya’da ve dünyanın her yerinde neşe içinde akan ve bugüne kadar beslediği toprakların ve insanların umudu, ekmeği olmuş, bugün ise büyük baraj inşaatları ile tehdit edilmekte olan yeryüzündeki bütün derelerin yanıtıdır.

 

Platformumuzun, basın açıklaması için bu noktayı seçmiş olması da tesadüfi değildir. Suyun ticaretini yapmak ve halkı bu suçuna ortak etmek için ülkeleri dolaşan Dünya Su Forumu, bu sefer de Sütlüce’deki eski mezbahayı kendine mekan edinmiştir.  Eskiden hayvanların boğazlandığı bu yerde şimdi de tüm canlıların ölüm fermanının imzalanması amaçlanmaktadır. Bu ölüm fermanının adı ise “kentsel su mutabakatı”dır.

 

Onlar, Sütlüce, İstanbul, Türkiye ve bütün dünya bizimdir diyorlar.

Bizler de diyoruz ki, bu ülkenin ve bu dünyanın gerçek sahipleri halklar ve bütün canlılardır. Ve bu gerçek ev sahipleri olarak bizler;

 

Suların satılmasına karşı çıkan bütün halkımızı uluslararası su hareketlerini:

 

Dünya Su Forumu’nun bundan sonra ne İstanbul’da ne de dünyanın başka bir yerinde toplanmasına karşı;

Suyu bir piyasa malı haline getirmeye çalışan su lobisinin çanına ot tıkamak için;

Halkların aldatılmasının o kadar kolay olmayacağını göstermek için;

birlikte mücadeleye çağırıyoruz

 

SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİNE HAYIR PLATFORMU

 

TÜRÇEP olarak, bütün bu yaşamsal ve ekolojik nedenlerle, suyun metalaştırılması girişimlerine karşı

 

Dünya Su Forumuna karşı Alternatif Çalışmaları Destekliyoruz !

 

  • Su ve Su kaynakları korunmalı, kirletilmemeli ve verimli kullanılmalıdır.

·                Su kaynakları tüketilmeden kullanılmalıdır.

·                Çarpık sanayileşme ve sanayinin yeraltı sularını yok etmesi önlenmelidir.

·                Su yaşamdır, insan hakkıdır, insan hakları devredilemez satılamaz, metalaştırılamaz.

·                Su ve su kaynakları özelleştirilemez.  Diyoruz,

ÇEVRE DOSTU ve YAŞAMIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNDEN YANA OLAN

TÜM KİŞİ ve KURULUŞLARI BU TEMELDE ORTAK MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ.

 

TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP)

TÜRÇEP Tarsus Toplantısı Basın Açıklaması 2008

Türkiye Çevre Platformu Basın Açıklaması

19-20 Ocak 2008

 

 

TÜRÇEP 7. Temsilciler Meclisi toplantısı 19-20 Ocak 2008 günlerinde Tarsus’ta yapıldı.                         Yerel, ülkesel ve küresel çevre sorularının görüşüldüğü toplantılarda aşağıdaki kararlar alınmış ve kamuoyu ile paylaşılmasına karar verilmiştir.

 

Tarsus’ta yapılması planlanan tehlikeli atık yakma tesisi ile ilgili hukuki süreç incelenmiş, yargının aldığı yürütmeyi durdurma kararı memnuniyetle karşılaşılmıştır. Yerel güçlerin çabalarıyla ulaşılan bu kararın benzer girişimlerin engellenmesine de örnek olmasını dileriz. Bizler TÜRÇEP olarak özellikle AB ülkelerini çöp teknoloji transferine son vermeye, Hükümeti de zehirli atıkların yakılmasına karşı imzaladığı Stocholm Konvansiyonuna uymaya çağırıyor, tehlikeli kimyasalların kullanımına kaynakta son verilmesini hedefleyen temiz üretim teknolojilerini savunuyoruz.

 

Ayrıca; 23-27 Kasım 2007 tarihlerinde düzenlemiş olduğumuz “Çevreyi koruyacak yeni bir maden yasası için Ankara’ya yürüyoruz” yürüyüşü sonunda Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile yapılan görüşmeler değerlendirilmiştir. Kaz dağı özelinde başlayan ve ülkemizin değişik noktalarında yaşanan Maden Yasası ve 2B’lere olan tepkilerin de dile getirildiği toplantı sonucunda TÜRÇEP bileşenleri tarafından hazırlanan alternatif Maden Yasası Taslağı tartışılarak bu konudaki çalışmanın sürdürülerek tamamlanmasına karar verilmiştir.

 

TEP-Temiz Enerji Platformu kurulması yönünde çalışmalarımız sürmekte olup, doğaya zarar vermeyen yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasını destekleyen tüm kuruluşları, bu oluşuma güç vermeye ve oluşumda güç olmaya davet ediyoruz.

 

Nükleer Yasanın kabulüyle birlikte ülkemizde başlayan tehlikeli süreç, tarafımızdan dikkatle izlenmektedir.  Bu konuda yetkililerin uyarılması ve kamuoyu duyarlılığının arttırılması için TÜRÇEP tarafından bir dizi eylem ve etkinlik planlanmıştır. Etkinliklerin niteliği ve zamanı önümüzdeki günlerde duyurulacaktır.

 

TÜRÇEP’in Ocak 2007’de kamuoyu ile paylaştığı, ciddi bir tehlike olan; Küresel Nükleer Enerji Ortaklığı (GNEP) için ABD maalesef Türkiye’yi davet etmiştir. Halen 103 Nükleer santrali olan fakat son 30 yıldır hiç nükleer santral kurmayan ABD’nin bu art niyetli tutumu, eski teknolojilerini ve nükleer atıklarını transfer çabalarını göstermektedir. TÜRÇEP aylar önce yaptığı uyarının her zaman dikkate alınmasında yarar olduğunu kamuoyuyla paylaşmaktadır.

 

Çevre Yasasında bulunan çevre cezalarının artırılmasıyla “Kirleten Öder” mantığı öne çıkmaktadır. Bu anlayış “Kirletiyorsam öderim” anlamına gelmektedir. Önemli olan verilen para cezasının artırılması değil standartların yükseltilmesi ve “İşyeri Kapatma” da dahil bağlayıcı cezaların doğrudan uygulanmasıdır.

 

15 Aralık 2007’de tamamlanan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 13. Taraflar Konferansı (COP13) ve Kyoto Protokolü 3. Taraflar Toplantısı (COP/MOP3) sonuçları değerlendirilmiş dünya ülkelerinin 2012 sonrasına yönelik olarak, yeni bir uluslararası anlaşmanın oluşturulması için görüş birliğine varmaları memnuniyetle karşılanmıştır. TBMM’nin de 2012 sonrasına yönelik Küresel ısınmayı önleyici yenilenebilir Enerjinin Etkin kullanımı yönünde çalışmalar yapması talep edilmiştir.

Bilgiye erişim, Karar süreçlerine halkın geniş katılımı ve adalete erişimi öne çıkaran uluslararası Aarhus Sözleşmesinin TBMM tarafından imzalanmasını talep ediyoruz.

 

TÜRÇEP – Türkiye Çevre Platformu

 

Tanay Sıdkı UYAR

Koordinatör

 

Caner GÖKBAYRAK

Dönem Sözcüsü

 

 

TÜRÇEP Karadeniz Yaşam Demektir

TÜRÇEP Küresel Eylem Günü Basın Açıklaması 2007

8 Aralık Küresel Eylem Günü

İklim Değişikliğini Durdur, Türkiye Kyoto’yu İmzala!

 

Türkiye gecikmeden fosil yakıt kullanımını azaltmalı, emisyon artısını durdurmalı ve acil karbonsuzlaştırma seferberliği başlatmalıdır. Aksi taktirde BM kararları haline dönüşen iklim değişikliğini önleme kararları gereği üstüne düşen uygulamaları gerçekleştirebilmek için ileride daha büyük bedeller ödemek zorunda kalacaktır.

Bali, Endonezya’da sürmekte olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı nedeniyle, 8 Aralık 2007 Küresel Eylem Günü için bir araya gelecek tüm eylemcileri destekliyoruz.

Bali’de süren tartışmalar müzakerelerin sürmesini, gelecek için bir gündem oluşturulmasını ve genelde küresel ısınmadan sorumlu endüstrileşmiş ülkelerin önümüzdeki dönemde kendi ülkelerinde daha sıkı önlemler almalarını sağlamayı hedefliyor.

Öngörülen çözümlerden bir tanesi teknoloji transferi konusu olarak belirginleşiyor. Yenilenebilir enerji ve enerjinin etkin kullanımından ve ilgili teknolojilerin gelişmekte olan ülkelere transfer edilmesinden söz edilirken, halen Türkiye benzeri ülkelere aktarılan çöp teknolojilerin ticaretinin durdurulmasından hiç söz edilmemektedir.

Emisyon taahhütlerini yerine getirmek için endüstrileşmiş ülkeler iki yöntem kullanmaktadır.

Birincisi; sağladıkları ihracat kredileri ile, tahkim ve hazine garantisini de şart koşarak, terk ettikleri fosil teknolojileri ve kirletici yatırımları diğer ülkelere aktarmaktadırlar.

 

İkincisi; Temiz Gelişme Mekanizması ve Ortak Uygulama gibi esneklik mekanizmaları ile kendi ülkelerindeki indirimleri diğer ülkelerde daha az maliyetle gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

Türkiye gecikmeden fosil yakıt kullanımını azaltmalı, emisyon artısını durdurmalı ve acil karbonsuzlaştırma seferberliği başlatmalıdır. Aksi taktirde BM kararları haline dönüşen iklim değişikliğini önleme kararları gereği üstüne düşen uygulamaları gerçekleştirebilmek için ileride daha büyük bedeller ödemek zorunda kalacaktır.

Ayrıca Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları konusunda dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Halen Türkiye’de en ucuz ve temiz enerji üretme biçimi rüzgardan elektrik üretimidir. 1 Kasım 2007 de yapılan 78 000 MW kapasiteli rüzgar güç santralleri kurma müracaatı bunu kanıtlamıştır.

 

Türkiye’nin tüm enerji gereksinimleri 100% yenilenebilir enerji kullanımı ile karşılanabilir.
Hiçbir ek yatırım yapmadan ve hiçbir ek maliyet getirmeden Türkiye enerji tüketimini en az %50 azaltabilecek durumdadır. Bu ise Türkiye’nin karbonsuzlaşması için önemli bir adim olacaktır. Ancak bu amaca ulaşmak için Enerjinin Etkin kullanımı yasası yaptırımları içerecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) olarak 8 Aralık Küresel Eylem Gününü destekliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin fosil ve nükleer santrallerin kullanımından vazgeçmesini, maliyetsiz enerjinin etkin kullanımı ve ucuz yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminin önündeki engelleri kaldırmasını ve Kyoto protokolünü imzalamasını bekliyoruz.

Tanay Sıdkı Uyar

Koordinatör

TÜRÇEP Nükleer Santral Basın Açıklaması

NÜKLEER SANTRALLER GERÇEKTE ENERJİ DEĞİL NÜKLEER SİLAH MALZEMESİ ÜRETMEKTEDİRLER.

 

NÜKLEER SANTRAL ANTLAŞMASI BİR İMTİYAZ VE ÜLKEYİ NÜKLEER ÇÖPLÜK YAPMA ANTLAŞMASIDIR.

 

30 yıldır ülkemizin her bir yanından yükselen seslere, dünyadaki tersi gelişmelere karşın nükleer silah malzemesi üretim tesisinin toplumsal bedellerinin hemen herkes tarafından görülebilir olduğu bir dönemde Akkuyu’da yapılmasına ilişkin Ruslarla yapılan ikili anlaşma çok az bir oy farkı ile de olsa TBMM de onaylanmıştır.

 

Bu oylama bir kez daha göstermiştir ki TBMM’ne egemen olan irade, toplumun beklenti ve taleplerini hiçe sayarak, sadece kendilerinin planladığı ve bildiği tehlikeli yolculuğa gözü kara devam ediyor.

 

Teknolojik olarak ülkenin elektrik gereksinimini karşılama adına atık ısısından elektrik enerjisi üretilen, gerçekte nükleer silah malzemesi üretim tesisi olan bir yatırıma onay verilmiştir.

 

“Nükleer Santraller”in elektrik üretimi amacıyla kurulmadığı, ürettiğinden 3 misli fazlasını bizzat kendisinin tükettiği herkes tarafından bilinmektedir.

“Nükleer Santraller”in dünyanın dört bir yanında, öncü ülkeleri tarafından bile terk edildiği, kurulmadığı, kurulma kararlarının iptal edildiği de herkes tarafından biliniyor.

 

Kurulu bulunan “Nükleer Santraller”in tasfiyesinin son derece ciddi maliyetler ve riskler taşıdığı, bu nedenle de yeni nükleer çöplük alanlarının yaratılması için yoğun çabalar harcandığı artık saklanamaz durumda.

 

Bütün bunlara karşın;

Anadolu topraklarında yaşayan duyarlı yurttaşların ve çok sayıda kurum ve kuruluşun şiddetle karşı çıkmasına ve birkaç kez kurulmasından vazgeçilmesine karşın;

 

AKP Hükümetinin sayısal çoğunluğuna güvenerek geliştirdiği uluslararası özel anlaşma ne yazık ki TBMM’ de onaylanmıştır.

 

Akkuyu’da yapılacak “nükleer silah malzemesi üretim tesisi” için Ruslarla yapılan bu antlaşmayı onaylayanlar, sadece nükleer santral yapılmasını onaylamadılar;

 

-Ülkemizin bir nükleer çöplük haline dönüştürülmesine evet dediler.

-Anadolu topraklarında uluslararası güçlerin kullanımı ve emrine yeni imtiyazlı alanların açılmasına evet dediler.

-Orta doğuda süren kirli yeniden yapılanma sürecine bir başka alanda da dahil olmaya evet dediler.

-Anadolu topraklarının, nükleer silah yapımına, nükleer silah çatışmalarına açılmasına evet dediler.

-Küresel sermayenin çıkarları uğruna, ülke topraklarının ve bu topraklarda yaşamını sürdürenlerin yaşam haklarının, hiçe sayılarak pazarlanabileceğine yönelik iradelerini açıkça ortaya koymuş oldular.

 

Ve şimdi de Sinop’ta “nükleer silah malzemesi üretim tesisi” nin yapımına ilişkin adımlar atmaya kalkacaklardır.

 

İnanıyoruz ki; Anadolu topraklarının bugüne erişen, sabırla, inatla ve inançla yoğrulmuş zengin yaşam kültürü, bu santrallerin kurulmasına engel olacaktır.

 

Bu antlaşma tarihteki yerini bir ibret antlaşması olarak alacaktır.

 

Ve bu antlaşmaya evet diyenler bu antlaşmanın kiri ile yaşamlarını sürdürmek zorunda kalacaklardır.

 

Atılan her adıma ve onaylanan bu antlaşmaya karşın işin sonuna henüz gelinmemiştir.

 

Bu santrallerin temellerini bile atsalar bunu kuramayacaklardır.

Bunu aslında onlar da çok iyi bilmektedirler.

Sonuç olarak santralden öteye bu topraklar nükleer atık çöplüğüne dönüştürülecektir.

Endüstrileşmiş ülkelerde artık bu tesislerin kurulmamasının temel nedeni ortaya çıkan atıkların güvenli bir biçimde depolanamamasıdır.

 

Şimdi, hızla Akkuyu ve çevresini yasal bir nükleer atık deposu haline dönüştürmek isteyeceklerdir.

 

Bunun farkında olmak ve bunu mutlaka önlemek gerekmektedir.

 

Nükleer Santral’a olduğu kadar Akkuyu topraklarına nükleer atık taşınmasına ve depolanmasına da karşı çıkılmalıdır.

 

Ülke sokaklarında, meydanlarda, kapalı salon toplantılarında ve TBMM Genel Kurul Salonu’nda “Nükleer Santral Yapımına Hayır” diyen dostlarımız bu adımlara ilişkin olarak da uyanık, duyarlı ve kararlı olmalıdırlar.  Ve bugün dünden daha etkin, bilinçli ve kararlı bir bilgilendirme süreci organize edilmelidir.

 

Asıl amacı Nükleer Silah Malzemesi Üretimi olan ve atık ısısı ile kurulduğu ülkede elektrik üretir gibi yapan “Nükleer Santraller” e karşı çıkış sürdürülmelidir.  

 

Bu mücadele bugün, dünden daha olanaklıdır.

 

Bugün Akkuyu nükleer santraline evet diyenlerin karşısında TBMM’nde hiç azımsanmayacak sayıda bir siyasal irade oluşmuştur. TBMM de, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen bu seslere kulak veren, bu doğrultuda bu antlaşmaya hayır diyen milletvekillerini ve vekillerin bu tavrının oluşmasına katkı sunan sesleri, yürekleri kutluyoruz.

 

Bu oylamada nükleer silah malzemesi üretim tesisinin kurulmasına HAYIR diyenler bu oylarına bundan sonraki süreçte de sahip çıkacaklar ve ülkenin dört bir yanından yükselen yaşam hakkı sesleri meclisteki bu sesle buluşarak; binlerce yıllık medeniyetler müzesi ve doğa harikası Anadolu topraklarının nükleer çöplük olmasını engelleyecektir.

 

Ülkemiz, elektrik enerjisi gereksinimini karşılayacak düzeyde alternatif, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına sahiptir.

 

* NÜKLEER SANTRAL ADIYLA NÜKLEER SİLAH MALZEMESİ ÜRETİM TESİSLERİNİN KURULMASINA HAYIR!

* ÜLKENİN NÜKLEER ATIK ÇÖPLÜĞÜNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİNE HAYIR!

* NÜKLEER SİLAH ÜRETİMİNE HAYIR!

* ENERJİNİN ETKİN KULLANIMINA VE TEMİZ YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARINA EVET!

* KOMŞULARIMIZLA İYİ İLİŞKİLERE, BÖLGEMİZDE VE TÜM EVRENDE BARIŞ İÇERİSİNDE BİR YAŞAMA EVET!

 

TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP)

 

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar

Koordinatör

 

A. Oktay Demirkan

Dönem Sekreteri

TÜRÇEP Nükleer Yasa Tasarısı Basın Açıklaması 2007

Nükleer Güç Santralleri Kanun Tasarısı hakkındaki tüm görüşmeleri ve girişimleri lütfen askıya alınız.

08.05.2007

 

Başbakanlık tarafından 31.10.2006 tarihinde TBMM gündemine indirilen Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısının bir oldu bittiye getirilmek suretiyle yasalaşması an meselesidir.

 

Tüm dünyanın su, rüzgar, biomas, güneş gibi alternatif enerji kaynaklarına yöneldiği ve nükleer enerji gibi son derece riskli ve pahalı bir teknolojiyi terk etiği bir süreçte bu yasa tasarısının ‘’yangından mal kaçırırcasına’’ Meclis gündemine sokulması, toplum yararına ve siyasi etik ilkelerine aykırıdır.

 

Demokratik hukuk devletlerinde, böylesine önemli bir yasa tasarısı, “yönetime katılım ve şeffaflık ilkesi” uyarınca, toplumun tüm kesimlerinde ciddi bir tartışmaya açılmalı,

sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının, sendikaların, işveren kuruluşlarının

ve akademi dünyasının görüşlerinin alınacağı “yurttaşlara açık toplantılar”

düzenlenmelidir. Yurttaşlar, nükleer enerji sektörünün, bütçeye getireceği dış borç yükünü ve çevre sağlığı ve insan hakları açısından risklerini ve özellikle nükleer atıkların yaratacağı sorunlar tartışmalıdır.

 

Olağanüstü siyasi gelişmeler ve Anayasa Mahkemesinin son kararı uyarınca Türkiye,

erken veya derhal genel seçime gitmektedir. Bu aşamada, tüm ülkenin ve yurttaşların

geleceğini ipotek altına alabilecek fevkalade sakıncalı maddeleri içeren, esas

itibarıyla çevre ve sağlık açısından hepimizi tehdit eden bu yasa tasarısının

artık siyasi ömrünü tamamlamış olan bu Meclis’te görüşülmesi belki yasal olabilir, ancak kesinlikle meşru olamaz.

 

Sayın milletvekillerimize sesleniyoruz:

 

Anılan, Nükleer Güç Santralleri kanun tasarısı hakkındaki tüm görüşmeleri ve girişimleri lütfen askıya alınız, bu riskli ve vahim sonuçlar doğuracak tasarının yeni seçilecek TBMM tarafından yurttaşların tartışmasına açılacağı süreci bekleyiniz.

 

 

TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP)

Tanay Sıdkı Uyar

Koordinatör

 

Caner Gökbayrak

Dönem Sekreteri

 

TÜRÇEP Yeni Çevre Yasasının İptali Basın Açıklaması 2006

Türkiye Çevre Platformu Yeni Çevre Yasasının İptali İçin

Anayasa Mahkemesine Götürülmesi istemiyle Ankara’ya Gidiyor!

14 Haziran 2006

 

26 Nisan 2006 günü Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “5491 Sayılı ÇEVRE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN”, 11 yıldır var olan ve kamuoyunca bilinen tasarının büyük ölçüde değiştirilmesiyle, “yönetime katılım ve şeffaflık ilkesi” yok sayılarak,Tuzla’da yaşanan zehirli atık gömme skandalının kamuoyunda tartışıldığı bir sırada ve adeta bütün bu olumsuzluklara çare olacakmış gibi çıkartılmış, ancak son dakikada yapılan değişikliklerle, eklenen “ek ve geçici maddelerle” ne yazık ki bir çevre koruma yasasından çok ÇEVREYİ YOK ETME YASASI niteliğinde çıkmıştır.

 

Amacı: “Bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır” olan bu yasada son dakikada eklenen bazı maddelerle olumlu değişiklikler de gölgelenmiş ve hatta yasanın kuyruğuna son dakikada eklenen geçici maddelerle geri alınmıştır. Ek maddelerde sözü edilen “Yönetmeliklerin” de ne gibi olumsuzluklar getirebileceği büyük bir soru işaretidir.

 

Sonuç olarak Hükümetin, doğal ve kültürel değerlere yalnızca rant gözlüğüyle bakmakta olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Yasanın 3. Maddesinin “j” bendinde getirilen; “Çevrenin korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevre sorunlarının çözümüne yönelik gerekli teknik, idarî, malî ve hukukî düzenlemeler Bakanlığın koordinasyonunda yapılır. 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu kapsamındaki konular Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yürütülür.” denilmektedir.

 

Bu örnekte de görüleceği gibi hükümetin gerçek amacının, çevreyi korumak değil bir takım çöp teknolojilerin, kirli yatırımların önünü açmak çabası olduğu açıktır.

 

Geçici Madde 3/1; “Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hükümlerine tâbi olduğu halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerden, halihazırda yer seçimi uygun olanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ilgili yönetmelikler çerçevesinde gerekli yükümlülüklerini yerine getirdiklerini gösterir çevresel durum değerlendirme raporunu hazırlayarak Bakanlığa sunar. İlgili yönetmeliklerde belirlenen şartları sağlayanlar başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde karara bağlanır” hükmünü getirmiştir. Bu düzenleme ile yasaya ve ÇED Yönetmeliği’ne aykırı faaliyetlere bir tür af getirilmektedir.  Evvelce yönetmelikle getirilen ÇED muafiyeti bu defa yasaya konulmuştur. Böylece ÇED sistemi bir kez daha ihlal edilmiş ve ÇED Olumlu belgesini alan diğer tesislerle eşit olmayan bir durum yaratılmıştır. Sadece bu düzenleme ile bile Anayasanın 56. ve 10.maddelerine aykırı olan bu maddenin iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi önüne getirilmesinde kamu yararı vardır.

 

Ayrıca çevre suç ve cezalarını düzenleyen 26.9.2004 kabul tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 1.4.2005 günü yürürlüğe girmiştir. Ancak, yasada son dakikada AKP milletvekillerinin önerisi ile kasten ve taksirle çevreyi kirletme suçunu işleyenler hakkındaki 181/1 ve 182/1 maddelerin uygulanması 2 yıl süreyle (12.10.2006’ya kadar) ertelenmişti. Bu ertelemenin bitimine yaklaşık 6 ay kala bu defa Çevre Kanununa getirilen Geçici Madde 2 ve 4 ile verilen sürelerle 12.10.2006 günü başlaması gereken çevre suç ve cezaları uygulaması yeniden ertelenmektedir.

 

ÇEVRE YASASI ÇEVREYİ KİRLETME YASASI OLMAMALIDIR!

 

Türkiye Çevre Platformu Yeni Çevre Yasasının İptali İçin Anayasa Mahkemesine Götürülmesi Talebiyle Ankara’ya Gidiyor! Tüm Bölgelerden Gelecek Temsilciler Ankara’da buluşacak 15 Haziran 2006 Perşembe Günü CHP Grubunu ziyaret ederek Yeni Çevre Yasası’nın Anayasa Mahkemesine götürülmesi istemlerini yineleyeceklerdir.

 

Tanay Sıdkı Uyar

TÜRÇEP Koordinatörü

A. Oktay Demirkan

Doğu Akdeniz Çevre Platformu Sözcüsü ve TÜRÇEP Dönem Sekreteri

TÜRÇEP Dünya Çevre Günü Basın Açıklaması 2006

TÜRÇEP 5 HAZİRAN 2006 DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI

 

Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’yi İstifaya Davet Ediyoruz!

 

Çevre sorunlarının insanlık ve dünyadaki canlı yaşam için tehlike oluşturduğunu gören, aralarında ülkemizin de bulunduğu 113 ülke, 5 Haziran 1972 günü İsveç’in başkenti Stocholm’de çevre sorunlarını tartışmak üzere ilk defa bir araya geldiler.

 

Daha sonra Dünya Çevre Konferansı olarak anılacak olan bu konferans, Birleşmiş Milletler’in çevre alanındaki çalışmalarının temelini oluşturmuş ve konferansın başlama tarihi olan 5 Haziran günü, her yıl tüm dünyada “Dünya Çevre Günü” olarak kabul edilmiştir.

 

Çevre sorunlarının uluslararası boyutta ilk değerlendirmesinin yapıldığı konferansın sonunda yayınlanan ORTAK GELECEĞİMİZ adlı deklarasyonda giderek büyüyen çevre sorunlarının hem bölgesel hem de uluslararası alanlara yayılması nedeniyle, ülkeler arasında yaygın bir işbirliğinin yapılması ve uluslararası kuruluşların ortak hareket etmelerinin gerektiğinin altı çizilerek, bütün insanlar ve hükümetler çevrenin korunması ve geliştirilmesi için ortak çaba göstermeye çağrılmışlardır.

 

Ancak sözde gelişmiş ülkelerin çifte standartlı politikaları yüzünden beklenen olumlu gelişme bir türlü gerçekleşmemiş, üstelik son yıllarda küreselleşme adıyla tüm insanlığa dayatılan vahşi kapitalist program, ne yazık ki aradan geçen 34 yıla karşın çevre sorunlarını hızla artırmış, çeşitlendirmiş ve gündemin ön sıralarına taşımıştır.

 

Atmosferde yaşanan olumsuzluklar ve buna bağlı iklim değişikliği… Kimi yerde kuraklık ve çölleşmeler, kimi yerde tufanlar, sel felaketleri… Enerji sorunları, termik ve nükleer santrallar, nükleer atıklar… Ormansızlaşma, suların kirlenmesi…Bir türlü kontrol altına alınamayan hızlı nüfus artışı, açlık ve savaşlar…

 

Tüm dünyada yaşanan bu olumsuzluklara paralel olarak iktidarda bulunan hükümetler ve son olarak da AKP Hükümeti çıkardığı yasalarla, uygulama programlarıyla ve pek çok konuda gerekli önlemleri almayarak çevrede yaşanan olumsuzlukları göz ardı etmektedir. Küreselleşme kapsamında gerçekleştirilen kirli teknoloji transferinin önünü açmak, kirletenlere daha fazla olanak tanımak için Yeni Çevre Yasası TBMM’den çıkartılmıştır. AKP Hükümeti TBMM’de sahip olduğu sayısal güce dayanarak yaptığı düzenlemelerle, çevremizde, ormanlarımızda, kırsal ve kentsel yerleşmelerimizde onarılamayacak, yıkımlara yol açabilecek düzenlemeler yapmaktadır.

 

Çokuluslu şirketlerin 21. yüzyılda dünya ekonomisi için çizmeye başladığı tabloda da ne yazık ki çevre duyarlılığına yer bulunmamaktadır. Uluslararası platformlarda işbirliğini benimsiyor gibi görünen hükümetler uygulamalarında iki yüzlü ve çifte standartlı davranmaktadırlar.

 

AB müzakere sürecinde ve iklim değişikliği sözleşmesine karşın, temiz ve yenilenebilir enerji kaynakları yok sayılmakta, Sugözü Termik Santralı örneğinde görüldüğü gibi sözde gelişmiş ülkelerin kirli teknoloji transferi bütün hızıyla sürmektedir. Yanlış enerji politikaları yüzünden gelinen noktada yüksek fiyatlarla yapılmış doğal gaz anlaşmaları yüzünden hidrolik santrallarımız neredeyse 1/3 kapasiteyle çalıştırılmaktadır. Hâl böyle iken yeni ve kirli enerji yatırımlarından, nükleer santral yapılmasından söz edilmesi ise anlaşılabilir değildir. Nükleer Santrallar geçmişte kalmış çöp teknolojilerdir. Her gün bir yenisine tanık olduğumuz kaza haberleriyle, çözümlenmemiş atık sorunlarıyla ve dışa bağımlı teknolojileriyle ülkemiz enerji gereksiniminin karşılanmasında hiçbir koşulda seçenek olamazlar. Türkiye Çevre Platformu nükleer santrallara karşı mücadelesini her platformda sürdürmeye kararlıdır.

 

Uluslararası tehlikeli atık ticareti akıl almaz boyutlarda sürmektedir. Tehlikeli atık yüklü M/V ULLA gemisi 4,5 yıl İskenderun Körfezinde bekletildikten sonra batırılmış ve atığın çıkartılması konusundaki çalışmalar da süresiz durdurulmuştur. Ülkemizde faaliyetini sürdüren sanayi kuruluşları da benzer şekilde tehlikeli atıklarını illegal yollarla uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.

 

Savaş en büyük çevre felaketidir. Ülkemiz bu felaketten kıl payı kurtulmuştur. Ancak Orta Doğu üzerinde oynanan oyunlarla ülkemiz yeniden karanlık politikaların içine çekilmek istenmektedir.

 

Yine ülkemizde ark ocağı teknolojisi ile hurdadan demir üreten tesislere gelen savaş artığı hurdalar bütün uyarılara karşın gerekli kontrollerden geçirilmemekte ve yeterli önlem alınmamaktadır. Son olarak söz konusu hurdaların çevre duyarlılığının az olduğu bölgelerden Sivas Demir Çelik Fabrikalarına gönderilmekte olduğu tespit edilmiştir.

 

Kıyı yağması; koyların turizme tahsis edilmesi, yapılaşma ve tersane inşaatı gibi nedenlerle sürmektedir. Tersane inşaatlarının aslında kirli teknoloji olan gemi sökümü amacıyla gündeme getirilmek istendiği kamuoyunun bilgisindedir.

 

İzaydaş örneği atık yakma tesisleri çevre ve insan sağlığı açısından son derece zararlı teknolojilerdir. Bu tür tesislerin yerel yönetimlere çöp fabrikası adıyla pazarlanması endişe vericidir.

 

Küreselleşmenin yeni bir emperyalist programı olan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar tüm dünyada ve ülkemizde sorun olmayı sürdürmektedir. Açlık sorunu bahane edilerek tohum emperyalizmi ile yurdun efendisi olan köylümüz emperyalizmin kölesi haline getirilmek istenmektedir. Kısa vadeli çıkarlar uğruna ülkemiz tarımı planlı bir şekilde yok edilmektedir. Ülkemiz yanlış politikalar sonucu tarımda kendi kendine yeterli bir ülke olmaktan çıkartılmış ve besin maddeleri ithal eder hale getirilmiştir. Sorunlarından arındırılmış, yeterince desteklenen, rekabet gücü yüksek bir tarım sektörü kurgulaması kaçınılmazdır.

 

Alternatifsiz bir kaynak olarak yer altı ve yer üstü su rezervlerimiz giderek azalmaktadır. Bilinçsiz tarımsal faaliyetler ve yanlış su politikaları sorunun başlıca kaynağını oluşturmaktadır. Acilen “Su Yasası”nın çıkarılması gerekmektedir. 

 

Sulak alanlar ve göller canlı yaşamın en değerli ekosistemleridir. Kirletilmesi veya yok edilmesi geri dönüşü olmayan sorunlara yol açacaktır. Bu konuda da yeterli duyarlılığın gösterilmesine gerek bulunmaktadır. Milli Park alanlarımızın, SİT alanlarımızın rant uğruna talan edilmesi yerine özenle korunması gerekmektedir. Atatürk’ün mirası olan Atatürk Orman Çiftliği’nin Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından kiralanması girişimi de aynı niteliktedir ve kabul edilemez.

Ülkemizde, yaşam alanlarını yok eden, yer altı kaynaklarını talan eden altın madeni işletmeciliği milli bir sorunumuzdur. Altıncı şirketler bu yolla ülkemiz topraklarının 1/7’sinde söz sahibi olmak istemektedirler. Bergama Ovacık Altın Madeni ile ilgili mahkeme kararları derhal uygulanmalıdır, Uşak’ın Eşme ilçesinde, Kışladağ’da Siyanürle Altın Üretimine karşı İnay Köylülerinin toprağını, suyunu, havasını ve geleceğini korumak için verdiği yaşam ve hukuk mücadelesine her türlü destek verilecektir. Türkiye’nin üçüncü büyük kenti olan İzmir’in içme suyu havzası içinde yer alan ve yörenin yeraltı ve yerüstü sularını kirletecek, doğal dengesini bozacak olan Efemçukuru Altın Madeni için verilen izinler derhal geri alınmalıdır.

 

Yeni bir turizm şekli olarak golf turizmi “4 senede 100 golf sahası” sloganıyla ve yılda 2.5 milyar dolar turizm geliri aldatmacasıyla, akarsularımızı, yer altı sularımızı, ormanlarımızı, endemik bitki türlerini yok edecek ve ülkemiz doğal değerlerine geri dönüşümsüz olarak büyük zarar verecektir. Bunu yeni bir turizm şekli olarak görmek yanında yeni bir tehlike olarak da görüyor ve olası yıkımın, sanılanın aksine büyük boyutta olacağının altını çizerek, devletin ve yöre insanlarının daha dikkatli ve daha duyarlı davranması gerektiğine inanıyoruz.

 

Çevrenin korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevre sorunlarının çözümüne yönelik gerekli düzenlemeleri içermesi gereken Çevre Yasası yapılan son değişikliklerle pek çok konuda devre dışı bırakılmış, maden arama faaliyetleri, nükleer santrallar ÇED kapsamı dışına çıkartılarak yasa işlevsiz bir hale getirilmiştir. Bu kabul edilemez. TÜRÇEP Yeni Çevre Yasası’nın Anayasa Mahkemesine götürülerek iptali için gerekli girişimlerde bulunacaktır.

 

Çevre Yasası kirletmeye davet yasası olmamalıdır. İşlevsiz bir Çevre Yasası’nı benimseyebilen, Türkiye’nin enerji ihtiyacının rüzgar, güneş ve jeotermal enerji kaynaklarından karşılanmasının mümkün olmadığını söyleyerek nükleer enerji santrali kurulması halinde, dışa bağımlılığın ortadan kalkacağını söyleyebilen bir Çevre ve Orman Bakanının, yanlış uygulamaları, yetersizliği ve kamuoyunu yanıltması nedeniyle çevrenin korunmasıyla görevli bir bakanlığın başında bulunmasına karşı çıkıyor, “Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe istifa etmelidir!” diyoruz.

 

Özetle;

 

DÜNYA’DA ve ÜLKEMİZDE ÇEVRE YIKIMI BÜYÜK BİR HIZLA SÜRMEKTEDİR!                

 

ÇEVRE SORUNLARI YALNIZ ÇEVRE GÜNLERİNDE DEĞİL HER ZAMAN VARDIR!

 

5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle başta siyasiler olmak üzere herkesi çevre konusunda daha duyarlı olmaya çağırıyor, çevre sorunları konusunda çevrenin korunması ve iyileştirilmesinden yana mücadelemizi kararlı bir şekilde sürdürüleceğimizi yineliyoruz.

 

 

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP)

 

Tanay Sıdkı Uyar

Türkiye Çevre Platformu Koordinatörü

 

A.Oktay Demirkan

Doğu Akdeniz Çevre Platformu Sözcüsü ve TÜRÇEP Dönem Sekreteri

 

Nihat Çavdar

Batı Akdeniz Çevre Platformu Sözcüsü

 

Mehmet Toker

Batı Karadeniz Çevre Platformu Sözcüsü

 

Mustafa Yazıcı

Doğu Karadeniz Çevre Platformu Sözcüsü

 

Arif Ali Cangı

Ege Çevre ve Kültür Platformu Sözcüsü

 

Abidin Özkaymak

İç Anadolu Çevre Platformu Sözcüsü

 

Sunay Obuz

Marmara Çevre Platformu Sözcüsü

 

TÜRÇEP Kuruluş Basın Açıklaması 2005

TEMİZ ENERJİ PLATFORMU BASIN AÇIKLAMASI

 

Yaşanmakta olan “Küresel Isınma ve İklim Değişikliği”nin nedeni, uygulanan enerji politikaları ve kaynak kullanımına ilişkin tercihler olmaktadır.

 

AKP Hükümeti, kapasitesi 1000 mega watt’ın üstünde elektrik üreten termik santrallerin ürettiği elektriğin devlet tarafından satın alınması garantisi vererek, kirli teknolojinin ülkemize transferini özendirilmektedir.

 

Bu santrallerin, gelecekte üretimi sürdüremedikleri koşullarda bile kârları garanti edilerek, kamu kaynaklarının talan edilmesinin yolu açılmakta, kamuoyu yanıltılmaktadır.

 

Bütün bunları önlemek için, hükümetin yanlış enerji politikalarına yalnızca karşı çıkmanın yeterli olmadığı açıktır. Karşı çıktığımız konuyla ilgili doğru seçenekler önermek ve çözümler geliştirmek zorunluluk haline gelmiştir.

 

İnsanlığın geleceğini tehdit eden küresel ısınma ve iklim değişikliğine yönelik olarak yapılacak en anlamlı karşı duruş temiz enerji kaynaklarının kullanımına yönelmek ve enerjinin etkin ve verimli olarak kullanımını planlamaktır.

 

Nükleer santraller, çevre ve insan sağlığını tehdit eden, pahalı, eskimiş ve çağımızın gerisinde kalmış bir enerji üretim modelidir. Fosil yakıtlara dayalı enerji üretim teknolojileri ise doğrudan Küresel Isınmaya neden olan, gelişmiş ülkelerce artık terk edilen teknolojilerdir. Diğer bir değişle Nükleer Teknoloji ve Fosil Yakıt kullanan teknolojiler Çöp Teknolojilerdir.

 

Hükümet, enerji gereksinimini karşılamak üzere, kirletici ve tehlikeli projeler yerine, enerji verimliliği bol ve çeşitli yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlayarak, daha temiz, daha güvenli ve daha ucuz seçenekler geliştirebilir.

 

Enerji doğru kaynaktan doğru teknolojiyle üretilmeli etkin ve verimli kullanılmalıdır.

 

Bu görüşle, doğru enerji politikalarının oluşturulmasına yönelik toplumsal bir iradenin oluşumuna katkı sağlayacak bir platformun oluşturulmasının ertelenemez bir görev haline geldiğini düşünüyoruz.

 

Bu temelde, bu düşünceyi paylaşan kişi, kurum ve kuruluşların “Temiz Enerji Platformu” çatısı altında bir araya gelmesini, birlikte yol almasını öneriyoruz.

 

Bu anlamda etkin ve işlevli olmak kararlılığında olan tüm kişi ve kuruluşları Temiz Enerji Platformu’nda bir araya gelmeye, iş ve güç birliği yapmaya çağırıyoruz.

Temiz Enerji Platformu Basın Açıklaması

TÜRÇEP KURULUŞ BASIN AÇIKLAMASI VE SONUÇ BİLDİRGESİ

23 Temmuz 2005

 

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP), aşağıda belirtilen Bölgesel Çevre Platformları temsilcilerinin 23 Temmuz 2005 tarihinde Ankara’da yaptığı toplantı ile kurulmuştur.

 

Kurucu bölgesel platformlar şunlardır:

  • Batı Karadeniz Çevre Platformu (BAKÇEP)
  • Doğu Akdeniz Çevre Platformu (DAÇE)
  • Doğu Karadeniz Çevre Platformu (DOKÇEP)
  • İç Anadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP)
  • Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)

 

Platformun Yönetim Grubu üyeleri:

BAKÇEP’ten; Tanay Sıdkı Uyar, Nilgün Durak

MARÇEP’ten; Sunay Obuz, Cengizhan Aktan

DOKÇEP’ten; Mustafa Yazıcı, Şafak Morgül

İÇAÇEP’ten; Abidin Özkaymak, Salih Yaşar

DAÇE’den; Oktay Demirkan, Hüseyin Erçin

 

Platform Koordinatörü, Tanay Sıdkı Uyar’dır.

 

Türkiye Çevre Platformu’nun kuruluş amacı;

Küresel, ülkesel, bölgesel ve yerel çevre sorunlarına karşı ekolojik dengenin korunması temelinde; tarihi, kültürel ve doğal çevre bilincini ve duyarlılığını geliştirmek, etkin kılmak ve yaygınlaştırmaya yönelik çalışmalar yapmak, bu sorunlara karşı ortaklaşa ve çevreden yana taraf olmak, kamuoyu oluşturmak, çözüm önerileri üretmek ve yaşama geçirmektir.

 

Bu amaçları gerçekleştirmek için;

Çevre ve ekoloji ekseninde politikalar belirler. Yerel, ulusal ve uluslararası karar mekanizmalarını etkileme girişimlerinde bulunur.

 

Toplumun her kesimine yönelik bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yapar.

 

Görsel, işitsel ve yazılı yayınlar yapar, çağdaş iletişim olanaklarından yararlanır.

Amacı doğrultusunda kendi dışındaki ulusal ve uluslararası STK’larla ilişkiler kurar, ortaklaşılan konularda işbirliği yapar, koordine eder.

 

Araştırmalar yapar, projeler üretir, eylem plan ve programları yapar.

 

Platformumuz, AB müzakere sürecinde çevresel konularda mutlaka etkin olmayı amaçlamaktadır.

 

Küresel ısınma, nükleer kirlilik, ormansızlaştırma, fosil yakıtlar, enerjide yanlış sübvansiyonlar, Maden Yasası ve Orman Yasası gibi çevre karşıtı yasalar, savaş ve kimyasal silahlar, erozyon, tarımsal toprakların amaç dışı kullanımı, yanlış turizm politikaları, nüfus artışı ve çarpık kentleşme gibi yerel, ulusal ve küresel sorunların çözümünde, bugüne kadar bağlı bulunduğumuz STK’lar ve Bölgesel Çevre Platformlarımızda olduğu gibi, bundan böyle de çok daha güçlü olarak TÜRÇEP çatısı altında etkin mücadelemizi sürdürme kararlılığımızı;

 

Ekonominin karbonsuzlaştırılması, toprak ve su envanterinin yapılması, Türkiye kirlilik haritasının çıkarılması ve bu doğrultuda Ulusal Eylem Planı’nın hazırlanması, her konuda olduğu gibi çevresel konularda da hukukun üstünlüğü ilkesine uyularak, sorunların, AİHM’ye bırakılmadan iç hukukumuzla çözülmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması ve yerel-ulusal karar vericilerin bu yasalara uyması, yeraltı ve yerüstü su kaynakları ile flora ve faunanın korunması ve Milli Parklar’a yasal işlerlik kazandırılması, Enerjinin Etkin Kullanımı Yasası’nın işlevine uygun olarak bir an önce çıkarılması, sürdürülebilir temiz enerji kaynaklarının kullanılması yönünde kendi yapacaklarımızın yanı sıra, aynı amaçlar içinde olan her kesimle iş ve güç birliği yapmaya açık olduğumuzu

 

Kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.